Kalp kapak hastalıklarında son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri olan ameliyatsız triküspit kapak tedavisi, Türkiye’de dünya ile yarışan bir seviyeye ulaştı. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, bu alandaki gelişmeleri ve Türkiye’nin rolünü değerlendirdi.
Ameliyat riski yüksek hastalar için ameliyatsız seçeneklerin mümkün hale geldiğini ifade eden Dr. Ateş, “Uzun yıllar boyunca ‘unutulmuş kapak’ olarak tanımlanan triküspit kapak hastalıkları, çoğunlukla geç fark edilmesi ve yüksek cerrahi risk nedeniyle tedavi edilemiyordu. Hastalar genellikle ileri evrede, kalp yetmezliği ve organ hasarıyla başvuruyordu. Ancak günümüzde bu alanda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri ve hekimlerin tecrübe kazanması ile Triküspit yetmezliği artık erken dönemde tespit edilip tedavi edilebilir hale geldi. Özellikle ameliyat riski yüksek hastalar için ameliyatsız seçenekler uygun hastalarda gündeme gelebiliyor. Bu yöntemler aynı zamanda geç kalmış hastalarda da yaşam kalitesini artırabiliyor.” Dedi.
Mitral kapak için geliştirilen teknoloji triküspit kapakta da uygulanabiliyor
Ameliyatsız kapak tedavileri ilk olarak mitral kapak için geliştirildi. 2000’li yılların başında başlayan bu yöntemler, özellikle 2010 sonrasında hızla gelişti. Bu teknolojiden ilhamla geliştirilen ‘kapak mandallama (klip)’ yöntemi, kısa sürede triküspit kapakta da uygulanmaya başladı. Girişimsel mandallama (klipsleme) yöntemi anjio benzeri bir yöntem olup, kasık damarından girilerek kalbe ulaşılıyor ve triküspit kapağın uygun yaprakçıkları birbirine yaklaştırılarak kapak kaçağı azaltılıp kalbin yükü hafifletiliyor. Uygulamada çoğunlukla kısa süreli anestezi yeterli oluyor, hasta genellikle aynı gün veya kısa sürede toparlanabiliyor. Açık cerrahiye ihtiyaç duyulmadan gerçekleştirilen bu yöntem sayesinde hastalar daha kısa sürede toparlanıp, günlük yaşamlarına daha enerjik ve sağlıklı şekilde dönebiliyor.” Şeklinde konuştu.
Cerrahiye uygun olmayan hastalar için birinci seçenek haline geliyor
Yöntemin hangi hastalarda uygulanabileceği konusuna da açıklık getiren Dr. İsmail Ateş, “Her hasta için uygun olmayabilir ancak anatomisi uygun olan, cerrahi riski yüksek veya orta düzeyde olan, özellikle ileri evredeki hastalar için güçlü bir seçenek. En önemli nokta ise cerrahiye uygun olmayan hastalarda, triküspit kapak klip tedavisi artık birinci seçenek haline geliyor. Fakat tedavide başarıyı belirleyen en önemli faktör zamanlamadır. Erken dönemde yapılan müdahale yüksek başarı şansını artırırken, geç dönemde yapılan müdahale yine fayda sağlar ancak bu sınırlı kalabilir. İleri vakalarda hastalarda şu sorunlar görülebiliyor: sağ kalp yetmezliği, karaciğer hasarı, siroza ilerleme, karında sıvı birikimi (asit). Ancak hasta geç kalmış olsa bile, tedavi seçeneğinin değerlendirilmesi hiç tedavi edilmemesinden çok daha iyi.” dedi.
Türkiye erken başlayan ülkeler arasında
Doç. Dr. Ateş, Türkiye’nin bu alandaki konumunu değerlendirerek, “Kalp kapak tedavilerindeki girişimsel yöntemler Avrupa’da ilk uygulamalar sonrası hızla yayıldı. Benim ve ekibimin öncülüğünde Türkiye’de yaklaşık 5 yıl önce aktif olarak uygulamaya başlandık ve 200’ün üzerinde vaka çalışmamız oldu. Bugün artık birçok merkezde rutin hale gelmeye başladı. Türkiye, Almanya ve Fransa ile birlikte erken uygulayan ülkelerden biri. ABD bile bu tedaviye daha geç adapte olan ülkeler asında, Japonya’da ise bu yıl uygulanmaya başlandı. Türkiye’deki ekibimizle birlikte Orta Doğu, Kuzey Afrika, Körfez ülkelerinde de bu tedavinin yayılmasına katkı sağlamaya devam ediyoruz. Bu alanda erken adım atılması Türkiye’ye önemli bir avantaj sağladı. Türk ekip olarak oldukça önemli bir klinik deneyim birikimimiz oldu. Uluslararası yayın ve bilimsel makalelerde yine Türk hekimlerinin imzası olması ülkemiz açısından büyük bir prestij ve güven kaynağı. Türkiye bölgesel sağlık merkezi olma potansiyeline sahip bir ülke konumunda. Bu alan da sağlık turizmi açısından ülkemize çok büyük katkı sağlayacaktır. ”ifadelerini kullandı.
EN
Türkiye is in a leading position in non-surgical tricuspid valve treatment
One of the most remarkable developments in heart valve diseases in recent years, non-surgical tricuspid valve treatment has reached a level in Türkiye that competes with the world. Cardiology Specialist Associate Professor Dr. İsmail Ateş evaluated the developments in this field and Türkiye’s role.
Stating that non-surgical options have become possible for patients with high surgical risk, Dr. Ateş said, “For many years, tricuspid valve diseases, which were described as the ‘forgotten valve’, could not be treated due to being detected late and the high surgical risk. Patients usually presented at an advanced stage with heart failure and organ damage. However, today, with the development of new treatment methods in this field and physicians gaining experience, tricuspid regurgitation can now be detected and treated at an early stage. Especially for patients with high surgical risk, non-surgical options can be considered in suitable patients. These methods can also improve the quality of life in patients who present late.” he said.
The technology developed for the mitral valve can also be applied to the tricuspid valve
Non-surgical valve treatments were first developed for the mitral valve. These methods, which began in the early 2000s, developed rapidly especially after 2010. Inspired by this technology, the ‘valve clipping’ method was soon applied to the tricuspid valve as well. The interventional clipping method is an angiography-like procedure, where access to the heart is achieved through the femoral vein, and by bringing together the appropriate leaflets of the tricuspid valve, valve leakage is reduced and the load on the heart is alleviated. In practice, short-term anesthesia is usually sufficient, and the patient can generally recover the same day or within a short period. Thanks to this method, which is performed without the need for open surgery, patients can recover more quickly and return to their daily lives in a more energetic and healthier way.” he stated.
It is becoming the first choice for patients not suitable for surgery
Clarifying which patients the method can be applied to, Dr. İsmail Ateş said, “It may not be suitable for every patient, but it is a strong option especially for patients with suitable anatomy, high or moderate surgical risk, and particularly those in advanced stages. The most important point is that in patients who are not suitable for surgery, tricuspid valve clip treatment is now becoming the first choice. However, the most important factor determining success in treatment is timing. While early intervention increases the chance of high success, intervention at a later stage still provides benefit, but this may be limited. In advanced cases, the following problems can be seen in patients: right heart failure, liver damage, progression to cirrhosis, fluid accumulation in the abdomen (ascites). However, even if the patient presents late, evaluating the treatment option is much better than not treating at all.” he said.
Türkiye is among the early adopting countries
Evaluating Türkiye’s position in this field, Associate Professor Dr. Ateş stated, “Interventional methods in heart valve treatments spread rapidly in Europe after the first applications. Under the leadership of my team and myself, we started to actively apply it in Türkiye approximately 5 years ago and have conducted over 200 cases. Today, it has become routine in many centers. Türkiye is among the countries that adopted it early, along with Germany and France. Even the USA is among the countries that adapted to this treatment later, and in Japan, it has started to be applied this year. Together with our team in Türkiye, we continue to contribute to the spread of this treatment in the Middle East, North Africa, and Gulf countries. Taking early steps in this field has provided Türkiye with a significant advantage. As a Turkish team, we have accumulated considerable clinical experience. The presence of Turkish physicians’ signatures in international publications and scientific articles is a great source of prestige and confidence for our country. Türkiye is in a position to become a regional healthcare center. This field will also make a very significant contribution to our country in terms of health tourism.” he stated.







