Prof. Dr. Oral Öncül: “Hantavirüs yeni bir pandemi değil ama hafife alınmamalı”

HEALGLOBE | Özel Haber


Son günlerde dünya kamuoyunun gündemine yeniden giren Hantavirüs vakaları, özellikle 2026 yılında bir kruvaziyer gemisinde görülen ve Andes suşuyla ilişkili olduğu düşünülen uluslararası kümelenmenin ardından dikkat çekmeye başladı. Bazı ülkelerde temaslı takibi başlatılırken, küresel sağlık otoriteleri gelişmeleri yakından izliyor.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Oral Öncül, Hantavirüsle ilgili merak edilenleri HEALGLOBE için değerlendirdi.

“Hantavirüs yeni keşfedilmiş bir virüs değil” diyen Prof. Dr. Oral Öncül, virüs ailesinin onlarca yıldır bilindiğini belirtti. Modern tıp literatüründe özellikle 1950’li yıllarda Kore Savaşı sırasında görülen salgınlarla gündeme geldiğini ifade eden Öncül, “1993 yılında ABD’nin Four Corners bölgesinde ortaya çıkan Hantavirus Pulmonary Syndrome (HPS) vakaları ise dünyada büyük dikkat çekmişti. Sonraki yıllarda Güney Amerika, Avrupa ve Asya’da farklı hantavirüs türleri tanımlandı” dedi.

Bugün yeniden gündeme gelmesinin nedeninin yeni bir virüs keşfi olmadığını vurgulayan Öncül, “2026 yılında bir kruvaziyer gemisinde görülen ve Andes suşuyla ilişkili olduğu düşünülen olağandışı kümelenme nedeniyle sağlık otoriteleri alarma geçti. Reuters ve Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre bazı ölümler bildirildi, çeşitli ülkelerde temaslı takibi başlatıldı ve CDC koordinasyon seviyesini artırdı. Ancak bu durum, COVID-19 benzeri küresel bir pandeminin başlangıcı olarak değerlendirilmemeli” ifadelerini kullandı.

“COVID benzeri bir pandemi riski şu an için öngörülmüyor”

Hantavirüsün esas olarak hayvandan insana bulaşan zoonotik bir enfeksiyon olduğunu belirten Prof. Dr. Öncül, virüsün kolay yayılan solunum yolu enfeksiyonlarından farklı olduğuna dikkat çekti.

“Hantavirüsün insandan insana bulaşması son derece nadirdir. Güney Amerika’daki bazı Andes virüsü türleri bunun istisnası olabilir ancak genel tabloya baktığımızda influenza ya da SARS-CoV-2 gibi hızlı zincir yayılım oluşturan bir yapıdan söz etmiyoruz” diyen Öncül, şu değerlendirmede bulundu:

“Dünya Sağlık Örgütü de mevcut durumu COVID benzeri bir pandemi başlangıcı olarak değerlendirmiyor. Çünkü bu virüs havada uzun süre asılı kalan yüksek bulaştırıcılı aerosollerle kolayca yayılmıyor. Toplum içinde kontrolsüz yayılım oluşturan bir enfeksiyon değil. Buna rağmen sağlık otoriteleri süreci yakından takip ediyor.”

“Panik değil, yüksek farkındalık gerekiyor”

Prof. Dr. Oral Öncül, Hantavirüsün nadir görülmesine rağmen ağır seyredebildiğini söyledi.

“Hantavirüs küçümsenmemesi gereken bir enfeksiyondur. Özellikle kalp ve akciğerleri tutan Hantavirus Cardiopulmonary Syndrome (HCPS/HPS) tablosunda ölüm oranları yüzde 30 ila 50’ye kadar çıkabiliyor. Andes tipi bazı olgularda mortalite oranı daha da yüksek bildiriliyor” dedi.

Ancak toplumun genelinde riskin düşük olduğunun altını çizen Öncül, “Virüs rastgele sosyal temasla kolay bulaşmıyor. Günlük yaşamda çoğu insan enfekte kemirgenlerle temas etmiyor. Bu nedenle gereksiz panik doğru değil ama yüksek farkındalık şart” diye konuştu.

En büyük risk: Kemirgenlerin bulunduğu kapalı alanlar

Virüsün temel bulaş yolunun kemirgenler olduğunu belirten Prof. Dr. Öncül, özellikle uzun süre kapalı kalan alanlara dikkat çekti.

“Virüs; fare ve sıçan gibi kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla çevreye yayılır. Bu atıklar kuruduğunda havaya karışan toz parçacıkları solunduğunda insana bulaşabilir” ifadelerini kullanan Öncül, şu uyarılarda bulundu:

“Uzun süre kapalı kalmış depolar, bodrumlar, tavan araları, kırsal evler ve odunluklar risklidir. Fare dışkısı bulunan alanların kuru şekilde süpürülmesi veya vakumlanması viral partiküllerin havaya karışmasına neden olabilir. Bu nedenle önce ortam havalandırılmalı, ardından çamaşır suyu veya uygun dezenfektan kullanılmalıdır. Kuru süpürme yapılmamalıdır.”

Günlük yaşamda fark edilmeden maruz kalınabiliyor

Özellikle temizlik sırasında fark edilmeden maruziyet oluşabileceğini belirten Prof. Dr. Öncül, kamp ve doğa aktivitelerine de dikkat çekti.

“Kemirgenlerin yoğun olduğu mağaralar, çalılık alanlar, tahıl ambarları, çiftlikler ve odunluklar riskli alanlardır. Kamp sırasında açıkta yiyecek bırakılması, yerde uyunması veya kemirgen yuvalarına yakın bölgelerde çadır kurulması bulaş riskini artırabilir” dedi.

Mesleki risk gruplarına ilişkin de bilgi veren Öncül, “Çiftçiler, veterinerler, depo çalışanları, kemirgen kontrol ekipleri, avcılar ve doğa sporlarıyla uğraşan kişiler daha yüksek risk altındadır” diye konuştu.

“Grip gibi başlayıp hızla ölümcül hale gelebilir”

Hantavirüs enfeksiyonlarının en tehlikeli yönünün başlangıçta grip benzeri tablo oluşturması olduğunu belirten Prof. Dr. Oral Öncül, hastalığın sinsi ilerleyebileceğini söyledi.

“İlk günlerde yüksek ateş, şiddetli kas ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı ve yorgunluk görülür. Özellikle kalça ve sırt bölgesindeki yoğun kas ağrıları dikkat çekicidir. Bulgular çoğu zaman ağır bir grip enfeksiyonunu taklit eder” dedi.

Ancak birkaç gün sonra tabloyun dramatik şekilde ağırlaşabileceğini belirten Öncül, şöyle devam etti:

“Aniden başlayan şiddetli öksürük ve nefes darlığı gelişebilir. Akciğerler sıvıyla dolmaya başlar. Bu aşamada oksijen düşüklüğü, hava açlığı, hipotansiyon ve şok gelişebilir. Hastalar 24 ila 48 saat içinde yoğun bakım gerektirecek duruma gelebilir.”

Hangi belirtilerde vakit kaybedilmemeli?

Prof. Dr. Öncül, özellikle son 1-4 hafta içinde kemirgen teması olan kişilerde bazı belirtilerin alarm kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

“Aniden başlayan nefes darlığı, derin nefes alırken zorlanma, düşmeyen yüksek ateş, göğüste sıkışma hissi, dudaklarda morarma, ciddi halsizlik, bayılma hissi, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı ortaya çıkıyorsa zaman kaybedilmeden hastaneye başvurulmalıdır” dedi.

Ağır olgularda damar dışına sıvı kaçışı nedeniyle akciğerlerde ciddi sıvı birikimi gelişebileceğini belirten Öncül, “Bu durum hızla solunum yetmezliği ve şok tablosuna dönüşebilir. Ağır vakalarda ölüm riski yüksektir” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Oral Öncül son olarak toplumun paniğe değil bilinçli farkındalığa ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, “Kemirgen teması olan kişiler grip benzeri belirtileri hafife almamalı. Özellikle nefes darlığı gelişirse erken tıbbi değerlendirme hayati önem taşır” dedi.